ÇOCUĞUM KALEMLE TANIŞIYOR…

ÇOCUĞUM KALEMLE TANIŞIYOR…

Bir gün çocuğunuz eline bir kalem alır. Siz de ister istemez bakar, söylenirsiniz: Benim gibi tutmuyor… Çok bastırıyor! İki dakika sonra sıkıldı.
İşte tam bu noktada bazı şeyleri açıklığa kavuşturmak gerekli.
Çünkü çocuğunuzun eli, sizin elinizin küçük bir kopyası değildir.
Aslında bambaşka bir şeydir ve biz bunu inşa halindeki bir yapıya benzetebiliriz. 
2–4 yaş arasındaki çocukların ellerinde kemikler henüz tam sertleşmemiştir; âdeta birbirine değmeyen küçük kıkırdak adacıkları vardır. Yani çocuğunuz kalemi garip tuttuğunda, aslında yanlış yapmıyordur. Elinin içinde henüz tutabileceği sağlam bir iskelet yoktur.
Bu şu demek: Onu parmak uçlarıyla, düzgün tutmaya zorlamak, henüz kurulmamış bir binanın üstüne çatı kurmaya benzer.
Sonuç ne olur? Yorulan kaslar, acıyan bilekler ve en kötüsü:
Ben yazıdan hoşlanmıyorum, diyen bir çocuk. Hiç kimse bunu istemez.
Oysa biz başka bir şey istiyoruz: Kalemle barışık, kendine güvenen, yazarken acı çekmeyen bir çocuk. İnanın bu onun geleceği için tahmin etmediğimiz, hatta hiç düşünmediğimiz kadar önemlidir. 
Bunun için şu fısıltıyı duymalıyız: Anneciğim babacığım benim kalemle alacağım daha çok yol var.  
Yamuk bir çizgi tembellik değildir.
Kalemi düşürmek beceriksizlik değildir.
Çok bastırmak inatçılık değildir.
Bunların hepsi gelişen bir bedenin, büyüyen bir sinir sisteminin doğal dilidir.
Bugün çocuğunuz kalemi tuhaf tutuyorsa bilin ki beyninde, kaslarında ve elinde müthiş bir mühendislik çalışması sürüp gitmektedir. Bizim görevimiz bu sürece saygı duymak, sabretmek ve imkân tanımak.
 
BİR KALEM BAZEN BİR HAYATI DEĞİŞTİRİR…
Bir kırtasiyeye girdiğinizde gözünüze ne çarpıyor?
Rengârenk, incecik, simli, süslü kalemler…
Bu capcanlı kalemler sizi heyecanlandırıyor, belki de çocukluğunuza götürüyor. Çocuğunuzu o kalemle yazarken görmek istiyorsunuz.
Ama şunu bilmeliyiz ki bir çocuğun elindeki kalem, yalnızca çizim aracı değildir.
O kalem, çocuğun sinir sistemiyle doğrudan bağlantılı bir uzuv gibidir.
Yanlış kalemle yazı yazılmaz.
Ama daha önemlisi yanlış kalemle çocuk yazıyı sevmez.
Standart kalemler yetişkinler için tasarlanmıştır. Uzundur, arkası ağırdır ve küçük bir el için bir kaldıraç gibi çalışır. Çocuk kalemi dengede tutabilmek için parmaklarını sıkar, bileğini kasar ya da yumruk yapar. Siz dışarıdan bakınca kalemi yanlış tutuyor diye düşünürsünüz. Oysa çocuk sadece düşmemesi için kalemle mücadele ediyordur.
İşte bu yüzden kalemi düzeltin demiyoruz. Kalemi değiştirin diyoruz.
Burada sizi şaşırtacak en önemli önerimiz şu olacak: Pastel boyaları kırın veya bu amaçla tasarlanmış Let's Doodle kalemi alın. 
Çünkü 3–4 cm’lik bir boya parçasını yumruk yaparak tutamazsınız. Onu tutmanın tek yolu üç parmağı kullanmaktır. Yani çocuğa düzgün tut demeden, doğrudan doğru tutuşu davet edersiniz. Fizik kuralları, ebeveyn uyarılarından çok daha ikna edicidir. Let's Doodle,  çocukların bu tutuşunu desteklemek için tasarlanmıştır. 
Kalın (jumbo) kalemler, küçük avuç içinde kaybolmaz. Doku veren yüzeyler, beynin aldığı geribildirimi zenginleştirir.  Bunların hepsi yazının görünüşünden çok daha önemlidir.
Çünkü çocuk yazıyı parmaklarıyla değil beyniyle öğrenir.
Bir çocuğa doğru kalemi verdiğinizde şunu demiş olursunuz: Seni zorlamayacağım. Seninle işbirliği yapacağım.
Ve işte o zaman yazı, bir görev olmaktan çıkar; bir oyun, keşif, keyif haline gelir.
 
GARİP GÖRÜNÜYOR AMA DOĞRU YOLDA (18 - 24 AY)
Çocuğunuz eline bir kalem alır.
Avcu yere bakar.
İşaret parmağı kalemin üzerinde dümdüz uzanır.
Diğer parmaklar alttan destek olur.
Siz bakarsınız ve içinizden şöyle geçer: Bu çok ters, yanlış tutuyor…
Ama size küçük bir sır verelim: Tam da olması gerektiği gibi tutuyor.
Bu tutuşun bilimsel bir adı var: Dijital Pronate.
Üstelik bu, çocuğunuzun el ve beyin gelişiminde çok önemli bir eşik...
Bu döneme gelene kadar çocuk kalemi omzundan hareket ettiriyordu. Tüm kol bir bütün gibi çalışıyordu. Şimdi ise omuz artık daha sabit, hareketin merkezi yavaş yavaş dirseğe kayıyor. Yani beyin şunu demeye başlamıştır: Artık daha kontrollü hareket edebilirim.
İşte avuç tam da bu yüzden aşağı döner (pronasyon). Çünkü bilek henüz yeterince güçlü değildir. Çocuk, bileğinin zayıflığını kol kemiklerinden destek alarak telafi eder. Yani kalemi ters tutmaz, kendini akıllıca korur.
Bu tutuşu gördüğünüzde düzeltmek istemeniz çok doğal. Ama aslında yapılacak en iyi şey hiç dokunmamaktır.
Çünkü bu tutuş, bir köprüdür.
Omuzdan parmaklara geçilen biyolojik bir köprü.
Çocuğunuz size şunu söylemektedir: Henüz parmaklarım hazır değil ama ben ilerliyorum.
Bir çocuğun yürümeye başladığı ilk günleri düşünün. Bacaklar yamuk, adımlar kararsızdır. Ama kimse o çocuğa yanlış yürüyorsun demez. Çünkü biliriz ki bu sallantı, güçlü yürümenin ön şartıdır.
El gelişimi de aynıdır.
Bu dönemde yapılabilecek en büyük hata, kalemi yetişkinler gibi tutmasını istemektir. Çünkü bu, çocuğu biyolojik olarak hazır olmadığı bir pozisyona zorlamak demektir. Sonuç?
Bilek ağrıları, aşırı sıkma, yazıdan kaçınma.
Oysa yapılması gereken şey çok basittir:
Kalın boyalar, büyük kâğıtlar, bolca kol hareketi.
Bu dönemde küçük küçük değil, kocaman kocaman yazılmalıdır. Çünkü dirsek hareket ederken geniş yüzeylere ihtiyaç duyar. Küçük defterler, dar çizgiler bu dönemin düşmanıdır.
Çocuğunuz bu aşamada kontrol öğreniyor.
Şekil değil. Harf değil. Kontrol.
Kalemi silecek gibi sağa sola süpürürken beyninde göz–el koordinasyonu inşa ediliyor. Çizgi yamuk olabilir, boya taşabilir. Ama sinir sistemi doğru yolu öğrenmektedir.
Bu yüzden bu dönemde bir çocuğa verilebilecek en güzel mesaj şudur: Ellerine güveniyorum!
Düzeltmeyin.
Hızlandırmayın.
Karşılaştırmayın.
Sadece alan açın.
Çünkü bugün garip görünen bu tutuş yarın güçlü bir yazının temeli olacaktır.