Çocuk gelişimi açısından farklı eğitim yöntemleri ile karşılaşmak mümkün. Bu yöntemlerden popüler bir seçenek de Montessori eğitimi. Bu eğitimi ortaya çıkaran Maria Montessori’nin ilham kaynağı ise aslında psikiyatri çalışmaları.
1896'da Montessori, Roma Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun ilk kadın olarak üniversitenin Psikiyatri Kliniği kadrosuna katılmış. Oradayken akıl sağlığı kurumlarına yatırılan çocukları ziyaret etmiş. Onlarla zaman geçirdikten sonra da alternatif bir eğitimden fayda görebileceklerine ikna olmuş ve böylece bugün efsanevi Montessori eğitim yönteminin yaratıcısı olarak yolculuğu başlamış.
Yani Montessori eğitimi veya yöntemi, aslında çocukların akademik konuları öğretmenin yanı sıra duygusal sağlıklarını ve sosyal becerilerini de geliştirmeye odaklanır. Bu becerileri geliştirmek için de sadece çocukların çabası değil, ebeveynlerin veya öğretmenlerin yani çocukların çevresindeki yetişkinlerin çabası büyük önem taşır. Çünkü Harvard Üniversitesi “Building the Brain's 'Air Traffic Control' System" çalışmasında da belirtildiği gibi çocuklar bu becerilerle doğmazlar, potansiyelle doğarlar. Bu süreçte yetişkinlerin de çocuk kendi başına yapabilecek seviyeye gelene kadar rutinler ve araçlarla destek olması gerekir. Buna da "iskele kurmak" (scaffolding) denir. Bu nedenle Montessori eğitimi sadece çocuklara değil, ebeveyn olarak size de pek çok mesaj verir. Peki, bu mesajlar nelerdir?
Gelin, bir ebeveyn olarak Montessori eğitiminden ilham almanız gereken detayları birlikte keşfedelim.
Montessori Yönteminin Felsefesini ve Değerlerini Anlamak
Montessori yaklaşımının merkezinde şu temel düşünce yer alır: Çocuk öğrenmek ister ve öğrenme potansiyeliyle doğar. Bu düşünceden de anlaşıldığı gibi Montessori; en temelde çocuğa değil, çocuğun etrafındaki yetişkine bir bakış açısı kazandırır. Çocukları nasıl yönlendirdiğimizi, öğrenme yolculuğunda ne zaman geri durduğumuzu ve çocuğa ne kadar alan tanıdığımızı sorgulatır. Bu yönüyle Montessori, bir eğitim modelinden çok ebeveynlik yolculuğunda durup düşünmeye davet eden bir rehber gibidir.
Maria Montessori’ye göre çocuklar pasif alıcılar değil, çevreleriyle etkileşime girerek bilgiyi aktif şekilde inşa eden bireylerdir. Bu nedenle Montessori’de amaç; çocuğa bilgiyi doğrudan aktarmak değil, onun öğrenmesini mümkün kılan bir çevre ve ilişki alanı oluşturmaktır. Burada yetişkinin rolü de öğreten olmaktan çok gözlemleyen ve destekleyen olmaktır. Peki, nasıl?
Bunun için Montessori yönteminin temel değerleri yol göstericidir. Amerikan Montessori Derneği’ne göre bu yöntemin temel değerleri şunlardır:
-
İnsan ruhuna ve çocuğun fiziksel, sosyal, duygusal, bilişsel gelişiminin bütünsel önemine saygı göstermek
-
Çocuğu, doğuştan bilgiye susamış bir varlık olarak gören bir bakış açısı kazanmak
-
Eşitlik, kapsayıcılık ve sosyal adalet ideallerini vurgulamak
-
Çocuğun kendine, başkalarına ve çevreye özen göstermesine odaklanmak
Kısacası Montessori’yi sadece özel raflar, ahşap oyuncaklar ya da belirli sınıf düzenleriyle sınırlamak, bu yaklaşımın özünü kaçırmaya neden olabilir. Çünkü bu yaklaşım; çocuğunuzun bağımsız olarak öğrenme sürecinde, sizin de ebeveynlik yolculuğunuzda bir rehberdir.
Montessori Yaklaşımının Ebeveynlere Mesajları
Montessori’yi ebeveynlik perspektifinden ele aldığımızda karşımıza çıkan mesajlar aslında oldukça tanıdık diyebiliriz. Ancak şunu unutmayın ki Montessori eğitimi, ebeveynlere kusursuz bir sistem ya da tek doğru yol sunmaz. Aksine daha fazla farkındalık kazandırır.
Öğretmekten Öte Öğrenmeyi Sevdirmek
Montessori yaklaşımı, “Çocuğa bir şey öğretmeliyim.” düşüncesinden ziyade “Çocuğun öğrenme isteğini nasıl canlı tutabilirim?” sorusunu merkeze alır. Çünkü öğrenme; zorunlu bir görev haline geldiğinde değil, çocuk kendini güvende ve meraklı hissettiğinde kalıcı olur.
Bir çocuğun bir nesneyi defalarca denemesi, aynı oyunu tekrar tekrar oynaması ya da bir aktiviteye uzun süre odaklanması aslında öğrenmenin ta kendisidir. Montessori bakış açısı; bu tekrarları “sıkıcı” ya da “zaman kaybı” olarak değil, beynin kendini inşa etme süreci olarak görmeyi önerir. Ebeveyn için de sonucu hızlandırmaya çalışmak yerine sürece eşlik etmeyi öğrenmek anlamına gelir.
Çocukların Kontrolü Ele Almasına İzin Vermek
Günlük hayatta ebeveynler olarak çoğu zaman kontrol bizde olsun isteriz. Bu nedenle daha hızlı, daha düzenli ve daha doğru ilerlemek için müdahale etmeye meyilli olabiliriz. Montessori ise tam bu noktada durup şunu sorar: “Bu kontrol gerçekten gerekli mi?”
Montessori yaklaşımında çocukların seçim yapmasına alan tanımak büyük önem taşır. Hangi oyuncağıyla oynayacağına, bir aktiviteyi ne kadar sürdüreceğine ya da bir işi hangi sırayla yapacağına karar vermesi, çocuğun özgüven ve sorumluluk duygusunu besler.
Tabii ki bu kontrol alanı, çocuğun sınırları olmayan bir dünyada bırakılması anlamına gelmez. Aksine net ama esnek sınırlar içinde özgürlük sunmayı ifade eder. Yani çocuk, güvenli bir çerçevede kendi kararlarını almayı öğrenir.
Çocukları Günlük Yaşama Dahil Etmek
Montessori yaklaşımının belki de en ebeveyn dostu taraflarından biri, öğrenmeyi ayrı bir zaman ve mekana hapsetmemesidir. Çünkü Montessori’ye göre çocuklar, hayatın içindeki gerçek işlerle meşgul oldukça öğrenir.
Masayı silmek, çamaşırları sepete atmak, sebzeleri yıkamak ya da oyuncakları yerine koymak… Bunlar Montessori’de yardım değil, çocuğun dünyayı tanımasının doğal bir parçasıdır.
Bu yaklaşım ebeveynlere şunu hatırlatır: Çocuğu oyalamak yerine hayatın içine davet etmek hem ilişkiyi güçlendirir hem de çocuğun “Ben de bu dünyanın bir parçasıyım.” duygusunu pekiştirir.
Çocuğun Kendi Gelişim ve Öğrenme Hızına Saygı Duymak
Her çocuğun öğrenme ritmi farklıdır. Montessori yaklaşımı; bu farklılıkları düzeltilecek bir eksik değil, saygı duyulması gereken bir gerçeklik olarak görür.
Bir çocuk bir beceriyi hemen kazanırken bir diğeri daha fazla zamana ihtiyaç duyabilir. Montessori felsefesi, karşılaştırmalardan uzak durmayı ve çocuğun kendi gelişim çizgisine odaklanmayı önerir.
Bu bakış açısı, ebeveynler için de rahatlatıcı bir alan sunar. Çünkü “yetişmek”, “geri kalmamak” gibi kaygılar yerine gözlemlemek ve eşlik etmek gelir.
Kısacası Montessori; ebeveyn olarak bizi ne zaman müdahale ettiğimizi, ne zaman geri durabileceğimizi ve çocuğa gerçekten neyin iyi geldiğini yeniden düşünmeye davet eder.
Çünkü Montessori’ye göre çocuklar yönlendirilmeye değil, anlaşılmaya ihtiyaç duyar.
Biz de Kalpten Oyna olarak tam bu noktada duruyoruz. Çocuğun hızına, elinin yapısına, merakına ve deneme cesaretine saygı duyan bir yaklaşımın hem oyunlarda hem de ebeveynlikte en güçlü destek olduğuna inanıyoruz. Çünkü gelişim, aceleyle değil, güvenle ilerler.
Kaynak:
-
"Building the Brain's 'Air Traffic Control' System", Center on the Developing Child, Harvard University
-
https://www.parents.com/the-montessori-method-explained-what-parents-should-know-11814702
-
https://amshq.org/about-montessori/press-kit/what-is-montessori/